Halfeti Efsaneleri
1 – Halfeti Adı : İlçenin adıyla ilgili bir aşk hikayesi vardır. Halil ve Fatma adlı iki genç birbirlerini çok severler. Bilinmeyen bir nedenle aileleri bu iki gencin kavuşmasına engel olurlar. Onlar da kendilerini Fırat’ın azgın sularına atarak intihar ederler. Şehrin adı, bu kavuşamayan aşıkların adından gelmiş. Zamanla değişime uğrayarak “Halfeti” şeklini aldığı söylenir.
2 – Hz.Ali Kayası : Rumkale civarındadır. Hz. Ali’nin bir süre Rumkale ‘de yaşadığına inanılır. Hz. Ali, kendisinin olduğu yere asla şeytanın giremeyeceğini söyler. Bunu duyan şeytan ise “Benim giremeyeceğim yer yok” der. Hz. Ali ile şeytan iddiaya girerler. Hz. Ali kalenin kapısına nöbetçiler diker ve içeriye kimseyi bırakmamalarını söyler. Ancak şeytan köpek kılığına girip nöbetçilerin yanından içeriye girer. Hz. Ali’nin yanına giderek iddiayı kazandığını söyler. Buna çok kızan Hz. Ali, yanıbaşında duran bir kayayı kaldırıp şeytana fırlatır. İşte o kayanın buradaki kaya olduğuna inanılır.
3 – Süt Pınarı : Keferbek (Çekem) ‘in kuzeybatısına düşen, tertemiz berrak suları olan bir pınardı. Barajdan sonra Fırat’ ın suları altında kalmıştır. Bu kaynak suyu aynı zamanda Çekem ‘deki bahçeleri sulamada da kullanılırdı. Efsaneye göre ; doğum yapan kadınlar ile sütü az olan kadınlar buraya gelip yıkanarak sütlerinin bol olacağına inanırlardı. Ayrıca su, şifalı olarak kabul edildiği için bol bol içilirdi. Kadınlar hedik pişirerek sudaki balıklara atarlar ve üç kere “al sana hedik, ver bana süt” diyerek sütlerinin bollaşacağına ya da kesilen sütlerinin tekrar geleceğine inanırlardı. Bahar ve yaz aylarında Süt Pınarı’na sahre amacıyla da gelinirdi.
4 – Siyah Gül : Şu anda bir kısmı Fırat’ ın suları altında kalan Halfeti Ulu Cami’nin inşaatında Adır isminde Ermeni bir taş ustası çalışırmış. Efsaneye göre Adır Usta’ nın, Ermenice “gül kız” anlamına gelen Vartuhi adlı güzel mi güzel bir kızı varmış. Bu kız evlerinin bahçesinde en güzel gülleri yetiştirmekte imiş. Vartuhi ‘nin annesi, onu doğururken ölmüş. Vartuhi, Adır Usta’ nın tek varlığı imiş. Kalemeydan tarafında Fırat adında, güvercin ve keklik yetiştirmeye meraklı bir genç varmış. Birgün bu genç, kaçan güvercinlerin ardından Vartuhi’nin avlusuna kadar gelmiş. Burada iki genç gözgöze gelince birbirlerine aşık olmuşlar. Bu gençler evlenmek isterler ama Adır Usta müsaade etmez. Gençler son çare olarak kendilerini Fırat’ın sularına atarak canlarına kıyarlar. O günden sonra Halfeti’deki bütün güller, yas işareti olarak siyah renkte açmaya başlamışlar.
5 – Hıdrellez Mağarası : Rumkale yakınlarındadır. Bu mağaranın önünde oyuk bir taş vardır. Bu taş, mağaraya çamaşırını yıkamaya gelen bir kadını tasvir eder. Efsaneye göre üzerindeki kıyafetlerden başka kıyafeti olmayan kadın, üstündekileri çıkarıp yıkamaya başlar. O sırada mağaraya yabancı adamlar gelir. Çıplak kadın o anda tehlikeden kurtulmak için Allah’a yalvarır. Allah da duasını kabul ederek onu orada bir taş haline getirir. İşte o taşın mağaradaki oyuk taş olduğuna inanılır.
6 – Henislik ( Kral Kızı Mağarası) : Rumkale Kralı’nın krallara layık çok güzel bir kızı vardır. Fakat o, gönlünü bir çobana kaptırır. Kral bu iki gencin aşkına ve evlenmelerine karşı çıkar. Bu iki genç Henislik denen yere gelerek burada saklanırlar. Onları burada gören birisi Kral’ a haber verir. Kral’ın adamları buraya gelerek Henislik denen mağarayı ateşe verirler. İki genç el ele can verir.
7 – Su kızı : İnanışa göre Fırat ‘ta su kızı denen canlı varlıklar yaşardı. Bunlar, bolluk ve bereket sembolüydü. Eğer bunlar yakalanır ve yakasına bir iğne takılırsa, o evde bulunanlara hizmet eder, o evde bolluk ve bereket olurdu. Eğer yakasındaki iğne çıkarılırsa tekrar geldiği yere, Fırat ‘ın sularına döner. Ama sudaki diğer su kızları onu kabul etmez. Sudaki o bölge kırmızı bir renk alır. Bu da onun öldürüldüğünü gösterir. Küçükken suda çimerken “su kızı geliyor” diye birbirimizi korkuturduk.
8 – Ayer Maher : 60’lı yıllara kadar benim de tanık olduğum ve hayal meyal anımsadığım bir olaydır. Yaz mevsiminde, bahçede oturduğumuz aylarda şimdi anımsayamadığım belli bir günde, gece vakti Fırat ‘ın sularının temiz aktığına; bolluk, bereket, sağlık ve şifa dağıttığına inanılırdı. O birkaç saat içinde çoluk çocuk ve genç kızlar suda çimerek arınırlardı. O güne ayer maher denirdi.
9 – Nergis Efsanesi : Rivayete göre Rumkale Beyi’ nin Nergis adında bir oğlu varmış. Nergis o kadar güzelmiş ki onu gören tüm kızlar ona aşık olurmuş. Ne var ki aşklarına karşılık bulamayan kızlar dayanamaz ve canlarına kıyarlarmış. Fakat Nergis buna bir anlam veremezmiş. Birgün kaleye düşmanlar saldırmış. Kale Beyi oğlunu korumak ve saklamak için kaledeki su kuyusuna götürmüş. Kuyudaki su o kadar berrakmış ki Nergis, suyun aksinde kendini görüp kendine aşık olmuş. Görüntüye ulaşmak isterken suya düşüp boğulmuş. Ve orada bir çiçek açmış. Adına da “nergis” demişler. Rivayete göre, dünyanın hiçbir yerindeki nergisler Halfeti ‘de koktuğu kadar güzel kokmazmış.
10 – Çömçe Gelin : Genel olarak bölgemizde kurak bir iklim görülür. Çiftçiler, ekinlerin yeşermesi için bahar aylarında bol yağış isterler. Yağışların olmadığı zamanlar yağmur duasına çıkarlar. Bundan esinlenerek bazen çocuklar da kendi aralarında toplanarak “Çömçe Gelin” dedikleri bezden bir oyuncak bebek yaparak sokak sokak gezer, yağmur duasına çıkar ve bulgur toplarlardı. 55 – 60 yıl öncesine kadar Halfeti ‘de de ara sıra bu yapılırdı. Mahalle çocukları sokakları gezerek koro halinde şu nakaratı tuttururlardı :
“Çömçe Gelin ne ister?
Allah’ tan rahmet ister.
Koç, koyun kurban ister.
Balıklara yem ister.
Ver Allah ‘ım veeer,
Bir yağmurla bir seeel.”
“Çömçe Gelin”, iki değnek ve bir parça bezden yapılan basit bir bebek ti. Değneğin biri diğerine üstten ( + ) işareti gibi bağlanırdı. Değneğin biri bebeğin bedenini, diğeri kollarını oluştururdu ( Tarlalardaki korkuluklar gibi). Bunların üzerine de bezler sarı-
larak bebeğe elbise yapılırdı. Böylece “Çömçe Gelin” oluşturdu. Bizde, uzun kulplu derin ve büyük kepçeye “çöm- çe” denir. Çocuklardan biri elinde çömçe gelin taşır, diğer biri de bulgur koymak için bir torba taşırdı. Bu te-
kerlemeyi makamla söyleyen çocuk – lar, bir kapıyı çalarak bekler. Kapı açı- lır ve elinde içi bulgurla dolu küçük bir tas bulunan bir kadın görünür :
Aç torbayı çocuğum aç! Bulguru torbaya boşaltır. Bazen kapının üstünden birisi, bir kova suyu çocukların üstüne döker. Islanan çocuklar bağrışmalar ve gülüşmelerle oradan ayrılarak başka bir kapıya giderler. Böylece mahalleyi dolaşan çocuklar hem sırılsıklam ıslanmış, hem de torbalarını bulgurla doldurmuş olurlar. Gerçi bu kadar ıslanmalarına anneleri çok kızacak ama, çömçe gelinin hatırı için dayaktan kurtulacaklardır.
11 – Dilek Kayası : Eski Başbostan yolu üzerinde bulunuyordu. Şimdi baraj suları altında. Dik, tek parça, büyük bir kaya kütlesi şeklindedir. Yassı ve küçük taşlarla kaya üzerinde küçük, dairesel hareketlerle sürtülür ve taşın kayaya yapışıp kalması sağlanır. Bunu yapmazdan önce bir dilek tutulur. Eğer taş parçası kayaya yapışıp kalırsa tutulan dileğin kabul olacağına, eğer taş kaya üzerinde durmayıp yere düşerse dileğin kabul olmayacağına inanılırdı. Ayrıca bu kaya üzerinde birkaç tane nal şeklinde oyuk bulunurdu. Söylentiye göre Hz. Ali, atıyla Fırat ‘ın karşı yakasından buraya atlamış ve kayadaki oyukların da Hz. Ali’ nin atının ayak izleri olduğuna inanılırdı.
12 – Sultan Nevruz : Bundan 50 – 60 yıl öncesine kadar Halfeti ve Urfa çevresinde Mart ayının 10. gününe Sultan Nevruz denirdi. Sultan Nevruz her yıl şenliklerle karşılanırdı. O gün genellikle kadınlar ve çocuklar temiz, bayramlık elbiselerini giyerek kırlara çıkarlardı. Halfeti’de birçok kişinin bahçesi olduğu halde bahçelere gidilmez. Çakçak, Vaynik gibi kırsal
yerlere gidilirdi. Ufak tefek yiyecek, içecek ve eğlencelikler götürülür ve sahre yapılır eğlenilirdi. Erkekler bu şenliklere gitmezdi. Halfeti’de bu mevsimde ” narbız” denen, beyaz ve eflatun çiçekler açan bir bitki kırlarda bolca bulunurdu. Çiçeklerini koparıp yerdik. Belki de bu yüzden Halfeti ‘de Sultan Nevruz adı, “Sultan Narbız” olarak telaffuz edilir. Bu geleneğin Hz. İbrahim zamanından beri devam ettiği söylenir. O zaman Nemrut’ un kavmi Nevruz geldiğinde tanrılara
ibadet için kırlara çıkarlarmış. Hz. İbrahim de bundan istifade ederek Nemrut ‘un sarayına giderek putlarını kırarmış.