HALFETİ’DE TOPLU TAŞIMA
1960′ lara kadar Halfeti, dışa kapalı, küçük bir kasaba görünümündeydi. Şehir nüfusu 3000 dolaylarındaydı. Resmi işlemler için Urfa’ya, alışveriş, eğitim, hastalık, ölüm, evlenme vb. işler için Antep, Birecik ve Nizip gibi kentlere gidilirdi. Günlük olarak düzenli çalışan birkaç araç vardı. Sabahın erken saatinde bu araçlar gittikten sonra eğer acil olarak işiniz çıkarsa Birecik’ten gelen taksi, jip gibi özel araçlarla ya da Birecik’ten hafta içi her gün gelen posta arabasıyla seyahat edersiniz. Yük ve sebze-meyve taşımacılığında ise Muhlis, Ayhan ve Musa ustaların kamyon- kamyonetleriyle ya da dışarıdan kiralanan kamyonlarla taşınırdı. İlçemizin birinci kuşak şoförleri Şoför Kadir, Şoför Ahmet, Şoför Sadık, Şoför Bablı ustalardır. Kullanılan araçlar genel olarak minibüs, midibüs ( pikap türü ) idi. Araçlar sabahleyin ( saat 6-7 gibi ) güneşin ilk ışıkları karşı dağa vurunca hareket ederdi. Kalemeydan yolcuları da kayıkla geçip arabaya yetişirlerdi. Arabalar daha sonra Seldek, Tifnik, Karamezra, Ank köyü yolcularını da toplayıp Birecik’e gelir. Orada yarım saat kadar mola verirdi. O zamanlar araçlar Kayalar Altı’ndan mahalle aralarındaki dar yollardan geçerlerdi. Birecik Sahil yolu henüz açılmamıştı. Bazı yolcular bu sırada meşhur nohut dürümünden yiyerek karınlarını doyururlardı. Daha sonra hareket edilerek Nizip’e , oradan da saat 9 gibi Antep’e gelinir. Yolcular inip işlerini görmek için dağılırlar. Öğlen üzeri saat 12 gibi Halfeti’ye dönüş için hareket edilir. Yaz günleri dönüş yolculuğu çekilmez olurdu. Hava çok sıcak olduğundan yolcular iyice bunalırdı. Hele bir de yolcu sayısı fazla olursa arabanın ara boşluğunda eşya ve çuvalların üzerine oturarak tıka basa arabaya doluşurduk. Tabi şimdiki gibi klima yoktu. Yolcular ter içinde kalırdı. Araç hareket edince biraz serinlerdik. Bir süre gittikten sonra muavin arka taraftan başlayarak ücretleri toplar. Şimdiki gibi bilet sistemi olmadığı için yolcular boş bulduğu koltuğa otururdu. Bazan özel yolcular ya da aile olduğunda yer bulamazlarsa şoför veya muavin bazı yolculara rica ederek kaldırıp yeni gelenleri yerleştirirdi. Her iki taraf da bunu anlayışla karşılar, itiraz etmezdi.
1970’lere doğru ticaret ve ulaşım biraz daha canlanmaya başladı. Yollar biraz daha düzenli ve taşıtlarda koltuk sayısı fazla ve biraz daha konforlu hale geldi. Otobüsler hizmet vermeye başladı. Bu dönemde 2. kuşak kaptanlar olarak Şoför Metin, Şoför Muhlis, Şoför Turgut, Şoför Halil, Şoför Musa. Şoför Selahattin, Şoför Ömer, Anadol Ahmet, Güngör Ahmet ve sonradan Urfa’ya minibüs- dolmuş çalıştıran Ahmet Sönmez’i sayabiliriz. Otobüs kaptanları olarak Metin ( Gülhan Turizm ), Turgut ( Uçar Turizm ), Muhlis ve Çekem’li Halil ve Hacı kaptanlar. Bunların çoğu rahmetli oldular, mekanları cennet olsun. Çok kahrımızı çektiler. Özellikle muavin Mamaç Ahmet emektar bir insandı. Her gün elinde uzun bir liste olurdu. Kimisi ilaç, kimisi tüp, kimisi bir torba un, kimisi iki torba çimento vb. sipariş verir. Antep’e gidince üşenmeden siparişlerin hepsini alıp sahiplerine teslim ederdi. Allah rahmet eylesin. Bu otobüsler bazen tek, bazen de ikisi, üçü birden çalışıyordu. Otobüsler Antep’te Şeker Otel yanında iki ayrı yerde, et halinin yan tarafında, kale altında ve son olarak da tabakhanede Alleben Deresi kenarında park ederlerdi.
Yaz mevsiminde Antep’e gidersek, oradaki akraba ve tanıdıklara mevsimine göre erik, mişmiş, hayir, nar, tut gibi meyveleri sepet veya torbalara koyar, hediye olarak götürürdük. Eğer tut zamanıysa sabah saat 5′ ten önce kalkar, tudu sallayıp sepete doldurur ve yola düşerdik. Eğer otobüsü kaçırdıysak geçmiş olsun. Ertesi güne kalırdık. Tabi bu arada, küçükken Antep’e, şehre gideceğiz diye sevinirdik. O gece sabahı zor derdik.
Otobüs hareket ettikten sonra plak ve kasetler çalarak yolcuları eğlendirirlerdi.Bazen de Mamaç Ahmet o güzel sesiyle türküler söylerdi.
Bu otobüs yolculuğu ile ilgili sizlere iki anekdot anlatacağım :
Birincisi : Şoför Metin’in kayınpederi Şıh Salih her seyahatinde şoförün ( Metin’in ) arkasındaki koltuğa oturur. Tabi şoför damadı olduğu için ücret de vermez. Birgün yine Antep’e giderken otobüse biner. Ön koltuğun başında dikilir. Ama koltuğun ikisi de doludur. O yolculardan birine oradan kalkmasını söyler. Adam da :- Amca arabada bir sürü boş yer var. Ben erken gelip buraya oturdum, sen de geç boş bir yere otur, der. Şıh Salih yine üsteler : – kalk emmi heyran kalk paramızın dadını çıkarak, der. Otobüste gülüşmeler başlar. Sonra araya Mamaç Ahmet girer. Durumu anlatır, rica eder. Yolcuyu ikna ederek başka yere alır. Şıh Salih’i de oraya oturtur. Mamaç Ahmet 40 kişilik otobüse 60 kişiyi sığdırır, herkesi de memnun ederdi. Kimse ona kızmazdı.
İkincisi : Muhlis’in otobüsüyle Antep’e gidiyoruz.Otobüste bir karı koca ve 4-5 yaşlarında iki de çocukları var ( Adlarını bilerek yazmadım ). Yolda çocuklar sıkışmışlar. Tuvalet ihtiyacı için otobüsü durdurdular. Çocukların ikisi de arabadan inip tarlaya daldılar.
Şoför Muhlis : – He yavrum he, sıçın sıçın, yarın bu tarlaya sahip çıkarsınız, gübresini biz verdik diye, dedi. Yine gülüşmeler.
Her şeye rağmen yolculuklar çok güzeldi. Halfeti’ye dönerken Birecik’te yarım saat kadar mola verilir. O sıcakta ter kan içinde kalırdık. Yolcular alacaklarını alıp son yolcular da geldiğinde otobüs hareket ederdi.
Eski günler güzel, bir o kadar da zahmetli ve değerliydi. Eğer benim gibi birileri bunu kaleme alıyorsa bu da yaşlandığımızın bir kanıtıdır. Amaç o kültürü, o anıları yaşatmak.
Kalın sağlıcakla.
Güzel yorumlamış son hemserim
Teşekkür ederim