Yabana Gitmek
Eskiden halk arasında; Halfeti merkez dışında kalan kırsal alanlara – köylere “ yaban “ denirdi. Bahçelerinde sebze-meyve üreten halkın, bu ürünlerini pazarlamak için köylere gidip ticaret yapmasına da “ yabana gitmek” veya “çerçiliğe gitmek” denirdi.
1970’lere kadar köyler gelişmemişti. Çoğunun yolu ve elektriği yoktu. Birçoğunda bakkal dâhi bulunmazdı. Halfeti de azgelişmiş, küçük bir kasabaydı. Nüfusu 3.000 civarındaydı. Araba sayısı azdı. Üretim ilişkileri gelişmemişti. Bahçelerde üretilen erik, kaysı gibi ürünler kamyonlarla Urfa, Antep gibi şehirlere gönderilerek pazarlanır ve bir şekilde değerlendirilirdi. Üretilen sebzelerin bir kısmı Halfeti merkezde satılır, fakat nüfusa bağlı olarak talep fazla olmadığı için ürünün bir kısmı elde kalırdı. İşte bu nedenle dar gelirli üreticiler bunları değerlendirmek için yabana götürüp satarlardı. Bu ticarette genellikle takas yöntemi kullanılırdı. Yani satılan sebzeye karşılık buğday, mercimek, nohut, arpa, pekmez, yağ vb. alınırdı. Ürünün pek az bir kısmı da parayla satılırdı. Bahçe işleyenlerin çoğu birer eşek beslerdi. Yabana giderken ürünlerini bu eşeklere yüklerlerdi. Yabana tek gidildiği gibi genellikle ikişerli ve üçerli gruplar halinde gidilirdi. Çok yorucu ve zahmetli bir iş olduğu için bunlar yolda birbirlerine yardımcı olurlardı.
Yabana gidip-gelme 3 – 4 günü bulurdu. Halfeti’den kalkıp; Bozova, Suruç, Urfa’ya yakın köylere kadar yaya olarak en az 70 – 80 km yol gidilip gelinirdi. Gecenin karanlığında, gündüzün 50 dereceye varan yakıcı sıcağında; tozlu, taşlı, yokuşlu ve tehlikeli yollardan geçerek, çoğu zaman aç – susuz kalarak yaşam mücadelesi verilirdi. Bir kişinin hayvanıyla birlikte 3 – 4 günlük işgücü, 70 – 80 kg sebze ve o kadar yorgunluğun karşılığı olarak getirilen malların parasal karşılığı bugünün parasıyla 300 TL’yi geçmez.
Yabana gidileceği gün, sebzeler gündüzden toplanarak heybe ve çuvallara doldurulur. Hazırlıklar yapılarak gece yarısı yola çıkılır. Önce; iki gözüne sebze doldurulmuş heybe, üstüne de yine sebze dolu büyük bir çuval eşeğe yüklenip bağlanır. Yolda yemek için azık çıkını, el terazisi, hayvanın yem torbası, kıyık ( çuvaldız ), ip gibi araç – gereçler ile ( köpek, yılan akrep gibi tehlikelere karşı ) kalın bir sopa alınarak yola çıkılır. Gece boyunca 5 – 6 saat yürünerek sabahın erken saatlerinde bir köyde mola verilip yükler indirilir. Köylüler, ( Attar geldi ! ) diye çağırarak birbirlerini haberdar ederler ( Attar : satıcı, çerçi ). Sebze ihtiyacı olanlar, karşılık olarak verecekleri buğday, arpa, mercimek, nohut, yağ, pekmez, kuru üzüm vb. ürünleri getirerek takas yoluyla alışverişlerini yaparlar. Bu takasta “birli-buçuklu, ikili-birli” gibi deyimler kullanılır. Örneğin 1 birim patlıcana karşılık 1,5 birim buğday veya 2 birim bibere karşılık 1 birim nohut vb. Satış bittikten sonra kalan sebzeler çuvala konur, çuvalın ağzı kıyıkla dikilir. Eşeğe yüklendikten sonra başka köylere hareket edilir. Bu şekilde sebzeler bitinceye kadar köy gezmeleri sürer. Bu satışlar sırasında akşam olduğunda bir tanıdığın evine gidilerek orada konaklanır. Çerçiler bu işi yapa yapa her köyde 1-2 ahbap edinirler. Gece yatmak gerektiğinde onlara misafir olurlar.
Satış işleri bitince dönüş yolculuğu başlar. Örneğin gidiş 2 gün sürmüşse, 2 gün de dönüş olmak üzere toplamda 4 günün sonunda çerçi evine ulaşır. Yükler indirilip eve yerleştirilir. Artık birkaç saat dinlenme zamanı gelmiştir.
Yaban ( çerçilik ) geleneği 70’li yılların sonlarına kadar sürdü. Köylere yolların yapılması, taşıtların çoğalmasıyla şehre gidiş-gelişlerin artması, köylerde bakkal dükkânlarının açılması gibi nedenlerle bu gelenek de önemini yitirdi. Son birkaç yıl özellikle Çekem’li üreticiler daha gelişmiş yöntemlerle, at arabaları ile yeni açılan köy yolları üzerinden bu işi devam ettirdiler. Daha sonra da tamamen bitti.