Yük Tutma
2000 yılında Birecik Barajı yapılıncaya kadar Halfeti’nin ekonomisi tamamen tarıma ve küçük çaplı da olsa hayvancılığa dayalıydı. Merkezde 8 – 10 km’lik kıyı şeridinde sulu tarım yapılıyordu. Bahçelerde her çeşit meyve (narenciye dâhil) ve sebze üretilirdi. Her bahçede erik, kaysı, ceviz, zeytin, nar, dut, üzüm, şeftali, incir, armut ağaçları karışık olarak yer alırdı. Bunlar arasında da ağırlıklı olarak mişmiş ( kaysı ) ve erik üretimi yapılırdı. Kaysı türleri olarak: Şekerpare, Bekmezpare, Malatya Kaysısı, Hanifi Bey, Yahudi Kızı, celep mişmiş ( 3 – 4 ayrı çeşitte ); erik türleri olarak da: Can erik, kırmızı erik, sert erik, İtalyan Eriği, dumanlı erik gibi türler yetiştirilirdi. Miktar olarak da en çok can erik, şekerpare ve iri kaysı üretilirdi.
Nisan ayının 20’sinden Temmuz ayı ortalarına kadar önce erik, daha sonra kaysı hasadı yapılır. Halfeti’de bu işle uğraşan birkaç tüccar vardı. Tüccarlar bazen ürünleri ağaç üzerindeyken sezonluk olarak kabala satın alırlar, bazen üretici ürününü toplayıp toptan fiyatla tüccara satar, bazen de üretici ürününü kendisi kamyonla götürüp satar. Bu mevsimde günde 1 – 2 kamyon ürün Urfa, Antep ve İstanbul gibi kentlere götürülüp pazarlanır. Her bahçeden genellikle haftada 2 kez ürün toplanır. Halk dilinde buna “ yük tutma “ denir. Eskiden nakliye araçları az olduğu için bazen kamyon ele geçmez, bazen de toplanan ürün fazla olduğundan kamyon yükü almaz, ürün yerde kalırdı.
Yük tutulacağı gün erkenden kalkılır. Ürünün konacağı torba, kasa, sandık ile ip, ambalaj kâğıdı, üçayak, sülüm, sırık, hakla, tut bezi, sepet gibi araç-gereçler hazırlanır. Ürünler; ağaçlara çıkılarak elle toplanıp sepetlere konur. Alçak dallardakiler yerden toplanır, yetişilmeyen dallara sülüm veya üçayak kurularak ulaşılır. Eğer bunlarla da yetişilemiyorsa yerde tut bezi açılır, her köşeden bir kişi tutarak havaya kaldırırlar. Ağaçta bir kişi de eliyle ve ayağıyla dalları sallar veya bir sırıkla silkeler. Meyvelerin tut bezinin içine düşmesi sağlanır. Bu şekilde toplanan ürünler bahçede çimlerin üzerine, cinslerine göre kümelenir. Daha sonra; ürünler tüccara verilecekse el terazisiyle tartılarak, kendi hesabına götürülecekse tartmadan sandıklara konup ambalajlanır. Erikler genellikle bez torbalara konup ağızları dikilir. Kaysılar ise kasalara ve sandıklara doldurulur. Bunların üst kısmı gazete kâğıtları ya da yeşil yapraklı taze dallarla kapatılarak iple bağlanır. Daha sonra çuval ve sandıkların üzerine tebeşir veya mürekkeple, çoğu zaman da onlar bulunamadığından yeşil yaprak veya karadutu sürterek üreticinin adı yazılır. Sıra yüklerin taşınmasına gelmiştir. Hafif kasalar bazen elle, ağır olan çuval ve sandıklar da eşeklere yüklenerek “ arık başı “na, yola çıkarılır. Akşam saatlerinde kamyon gelir. Çekem’den başlayarak her bahçenin üzerinde durup yükleri alarak Halfeti’ye kadar gelir. Yüklerin tamamı kamyona yüklendikten sonra; götürülecek şehrin uzaklığına göre, sabah erken saatlerde sebze halinde olacak şekilde yola çıkılır. Üretici ile tüccar arasındaki bu alışverişte karşılıklı olarak güven duygusu vardı. Üretici, sattığı ürünün kaç kg olduğunu kendisi tartıp yanına yazar ve sonradan tüccara söyler. Tüccar da ürünü “ şu fiyata sattım “ deyip üreticinin parasını ona göre öder. İki taraf da buna itiraz etmezdi.