Topaç Yapma
Besili hayvan etinden yapılan kavurmaya yöresel dille “ topaç “ denir.
Halfeti’ye elektrik, 1960’ların ortalarına doğru geldi. O zamana kadar buzdolabı olmadığından gıda maddelerini saklamak sorun yaratırdı. Bu nedenle sebze ve meyveler kurutularak; pekmez, reçel, salça yapılarak, kışın tüketilecek etler de topaç yapılarak saklanırdı. Kasaplarda satılan etler genelde öğle saatlerinde biterdi. O saatlerden sonra et bulmak güçleşirdi. Nüfusun azlığı nedeniyle et talebinin az olması ve kasapların kalan etleri saklama sorunu nedeniyle günün her saatinde et bulunmazdı. Bu yüzden halkın çoğu, özellikle bahçe sahipleri topaçlık hayvan besleyip keserlerdi. Bahçelerde uygun ortam olduğu için bahçe işleyenlerin çoğu 3 – 4 tane kuzu alıp beslerdi. Bunlardan biri topaçlık olarak, biri kurbanlık olarak ayrılır, diğerleri güzün canlı olarak satılırdı.
Ekim ayı sonlarına kadar bahçelerde otlatılıp beslenen topaçlık hayvanlar, Halfeti’ye göçtükten sonra Kasım ayı ortalarında soğukların başlamasıyla kesilir. Etler bir gün bekletilip doğranır. Sonra bunlar yağıyla birlikte geniş ve çukur bir leğende kavrulur. Hemen orada, ocağın başında yenen sıcak kavurmanın tadı bir başka olur. Kavurma işlemi bitip etler soğuyunca kadınlar leğenin başına geçer. Aldıkları kavurmaları avuçlarında portakal büyüklüğünde yuvarlarlar. Bunlar geniş bir tepsiye dizilir. İşte, kavrulmuş etin bu yuvarlanmış haline topaç denir. Topaçlar daha sonra, kamıştan örülmüş büyük sepetlerin içine konarak üstü kâğıt ve temiz bir bezle kapatılır. Bu sepetler, “eyvan “ denen önü açık ve havadar odaların tavanlarına yakın yüksek yerlere asılır. Etler bu şekilde kış sonuna kadar bozulmadan saklanır. Etli yemek yapılacağı zaman topaçlar sepetlerden alınarak kullanılır. Topaçların bir tanesi yaklaşık bir yemekliktir. Aile kalabalıksa iki topaç kırılır. Geç saatlerde gelen misafirler için, kasaplar kapalı olduğundan ev sahipleri et bulma telaşına düşmeden yemeklerini topaçla yaparlardı.